Prof. Dr. Mustafa Saatcı köşe yazısı “Dayı”

Fethiyeliler olarak bu Pazar yine Yeni Caminin bahçesinde toplandık. Artık Yeni Caminin bahçesi Fethiyelilerin buluşma noktası oldu. Bir tane daha eksilmemizin üzüntüsünü paylaşmak, gidene de son vedamızı etmek için yapılan bu buluşmalar bu aralar çok sıklaştı. Hepimizin algıladığı gibi bu pazarki çok farklıydı. Fethiye’nin her yerinden, toplumun her kesiminden insanlar bir Fethiye Beyefendisini uğurlamak için geldiler. Kimilerine kardeşlik, kimilerine büyüklük, kimilerine komşuluk, kimilerine arkadaşlık, etmiş ama en çok da Dayılık etmiş bir güzel insana son görevlerini yapmak için geldiler. “Hakkınızı Helal Ediyor musunuz “ sorununa hep bir ağızdan ve taa yürekten “Helal Olsun” diye cevap verdiler.

Yavuz Abi idi uğurlanan, Yavuz Cesur. Fethiye’de yardım etmediği, düğününe, cenazesine, hastasına, mutluluğuna, üzüntüsüne gitmediği bir insan dahi olmayan Dayı idi o. Yiğit namı ile anılır, Yavuz abiye de bu nam çok yakışmıştı. Dik duran ama dikleşmeyen yapısıyla, çocukla çocuk, büyükle büyük olan bir insandı. Kimse için kötü bir şey söylemez, dedikodu nedir bilmezdi. Fethiye’nin en değerli hafızalarından biriydi. Fethiye’nin ve Fethiyelilerin tarihini en iyi bilenlerden biriydi.

İlk olarak Turunç Muarı’nda tanıdım kendisini, çocuk yaştaydım o ise kara yağız bir delikanlı idi. Doğayı okumasını bilen, kadim bilgilere vakıf çok değerli bir insandı. Mesela tavşanların gözü açık uyuduğunu o öğretmişti bana. Abim ile balıkçılık yaparlarken hiç geri kalmaz her fırsatta onlara katılırdım. Abim siyasi tutuklu olduğunda, evimizin büyük oğlu benim de öz abim oluverdi. Her akşam çayını bizde içerdi, bizimkileri teselli ederdi. O da bu vatanı karşılıksız sevmenin bedelini Aksazlar’da ödedi. Dayaktan açılan yaralarının iyileşmesine ben de şahitlik ettim.

Tam bir Otacı gibiydi Yavuz Abi, her bitkinin neye şifa olduğunu bilir. Bitkilerden ilaçlar yapar, dertlilere dağıtırdı. Kapariyi (gebere) bana tanıtan da odur. Defne tohumunun boğaz ağrısına iyi geldiğini de öğreten odur.         

Yavuz Abi deyince, Dayı deyince Pazar yerinden söz etmemek olmaz. Bizim Pazar Yerinde nev-i şahsına münhasır denilebilecek kişiler vardı. Bunlardan en bilineni Dayı idi. Dayı, bütün Pazar Yerinin hatta Fethiye’nin Dayısıydı. Pazar yeri onun için yardımseverliğini uygulamaya koyduğu alandı, herkesin işine koşmak için beklediği bir duraktı sanki. Dert dinler, yol gösterirdi. Yavuz Abi Öğretmendi, Milli Eğitim çatısı altında az bir süre öğretmenlik yapsa da zaten hayatı öğretmenlikten ibaretti. Çok okur, az ve güzel konuşurdu. Turunç Muarı’nın, henüz Turunç Pınarı olmadığı zamanlarının fedakâr ağabeyi ve Martı’nın değişmez siması olmasının gururunu taşırdı. Kordonu adımlarken sanki onunla bütünleşirdi. Denizin mavisiyle, ormanın yeşili ile hemhal olurdu.  

İki binli yılların başıydı, herhalde 2001 idi, o sıralar Kars’ta, Kafkas Üniversitesinde görev yapıyordum. Dayının tanınırlığını test etmek için bir tekerlek Kars kaşarı aldım ve kolinin üstüne sadece “Dayı, Pazar Yeri, Fethiye” yazarak kargoya verdim. Kargocu önce eksik adres diyerek, almak istemedi ama ısrar ederek yolladım.

Üç gün sonra telefon geldi; “Teşekkür ederim yeğenim”.

Dayıcığım, canım Yavuz Abim, sana çok teşekkür ediyorum, senin gibi güzel insanların da bu dünyada var olduğunu gösterdiğin için, az da olsa birlikte geçirdiğimiz çok güzel ve değerli anlar için. Çok seviliyordun ve yaptığın güzelliklerle çok anılacaksın, gönüllerde hep yaşayacaksın. Turunç Muar’ına bakarken, kordonda yürürken, paspaturu seyrederken, karagözler yokuşunu çıkarken hep hatırlanacaksın. Hafif olsun, incitmesin toprağın seni. Nurlar yoldaşın, mekânın cennet olsun.

Whatsapp Image 2025 03 04 At 08.28.52