ENFLASYON TİCARETİ
Ben bir ekonomist değilim. Ekonomistlerin görüşlerini ve tezlerini de pek bilmem. Bildiğim bir şey vardır : o da her gün 10 liraya aldığınız ekmeği , yarın 15 liraya alıyorsanız; esnafa gittiğinizde , size “ daha yeni zammı koymadım, hiç itiraz etme, fırsat bu fırsat , hemen al” diyorsa; cebinizdeki para bir günde yüzde 25-30 değer kaybetmişse ; sabit gelirli fakirler daha fakir ; zenginler , her geçen gün daha zenginleşiyorsa; bütün bunları ben “enflasyon” olarak algılıyorum.
Enflasyon kimlerin işine yarar, derseniz; “Kime? “ diye başlayıp, öncelikle para ve sermaye gücünün yüzde doksanını elinde tutan ve devlete borç para zenginlerde diye cevaplamak gerekir. Sonra “enflasyon var; bak bu fiyat eski deyip, mallarını , müşteriyi psikolojik baskı ile etkileyip , malını satıp parasını cebe katan tüccar ve esnafın da işine yarar. Bir gün, bir esnaf dostumuzla sohbet ediyordum. “İşler nasıl dedim ? ” Dedi ki , “İşlerin pek bir tadı kalmadı?” Niye dedim ? “Eskiden bir yılda 7-8 defa zam gelirdi ; şimdi yılda üç -dört defa geliyor”, dedi . Baktım ki, satıcı esnaf, enflasyondan ve zamlardan kazanıyordu ve mutluydu.
İnsanoğlu, parayı icat etmeden önce, elindeki malı, yine o mala ihtiyacı olan, başkasının elindeki başka bir malla değiştiriyordu. Zannımca ticaretin en namuslu ve dürüst olanı buydu. Elinde bir mal yoksa, ihtiyacın olan başka bir malı alamıyordun. Ne yapacaktın? Üretmek zorunda idin. Sonra insanoğlu, bir şehirden başka şehre veya köye mal taşımak yerine, mala karşılık parayı icat etti. Dünyada gerçek para da “altın” idi. Devleti yönetenler , ekonomik ve idari olarak zayıflayınca, hileye girip altın para yerine gümüş parayı, sonrasında , önce altına gümüş katarak , daha sonra da bakır katarak parayı kullandılar. Bu şekilde ticaret yine de çok namusluydu. Sonra, parayı kağıttan basmaya başladılar. Giderek, ekonomideki üç kağıtçı ve zeki tüccarlar, ekonomiye ve idareye yön vermeye başlayınca, kağıt paraların yerini “bono seneti” aldı. Zamanla, bankalar vasıtasıyla “para” nın yerine “çek”i de, icat ettiler. Artık bir tüccarın, para taşımasına gerek yoktu. Senetle veya çek’ le meseleyi hallediyordu. İşte ticaretin en kötü hali bu idi. Ağırlığınca malı veriyorsun, para değil, parayı vaat eden, para yerine geçecek bir senet veya çek alıyorsun. Neticede ticarette kolaylık olsun diye icat edildiler. Türkiye gibi ülkelerde çek ve senet, dolandırıcıların en önemli kazanç aracı oldu.
Karşılıksız çek kesmek , 765 SK madde 503 göre , “sahtecilik” idi. Turgut Özal’la, “tüccar” sahtekar olamayacağından, 3167 saylı çek kanunu çıkarıldı ve karşılıksız çek kesmeyi , “dolandırıcılık ve sahtekarlık “ değil, “karşılıksız çek kesme” suçu diye , yeni bir suç ihdas edildi. Ama bu suçun da cezası yine hapis idi. Dolandırıcı ve sahtekarların hapis yatmaması için Ak Parti hükumeti, önce çekten hapis cezasını kaldırdı; hapiste yatanları çıkardı ve karşılıksız çek kesmeyi, adli para cezasına bağladı. Sen malını veriyorsun, karşındaki sahtekar dolandırıcı, sana çek veriyor ve ödemiyor. Sen mağdur olarak şikayetçi oluyorsun ; devlet sahtekara “ çek bedeli kadar -o da limitli- para cezası veriyor. Parayı mağdur değil, devlet alıyor. Mağdur olan mal sahibi vatandaş; bundan kazanç elde eden devlet. Bu çek ödeme sistemi, bankaların da işine çok iyi geldi. Artık, bankalar bir yılda kaç çek yaprağı satıp, ne kadar çekten yaprağından kazandığına bakıyordu. Piyasayı, dolandırıcıların hallaç pamuğu gibi atması, dürüst tacirleri ve ticarette güvenin yıkılması , bankaları ve karşılıksız çek kesenleri ilgilendirmiyordu. Sonra da bu çek yaprakları için, zorla bankalara bir düşük bedeli ödeme yükümlüğü getirildi. Sonuçta, namuslu işini yapanlar , malını verip parasını alamayan üreticiler ve imalatçılar mağdur; sahtekar ve dolandırıcılar kazançlı ve mutlu idi.
Ekonomik dengeler altüst olduktan sonra, üretim ve imalatla işini yapan esnaf ve tüccar harap oldu ve bozuldu. Mal üretmek, dürüst ticaret yapmak “ahmaklık” haline geldi. Eskiden olduğu gibi , Devletin gelirleri, giderlerini karşılamayınca, devletin borç para alması gerekiyordu. Enflasyonun asıl sahibi zenginler de , devlete borç para verdiler. İstedikleri, enflasyonla biraz daha zengin olmak ve fakirlerin daha da fakirleşmesi idi. Yoksa zabıta gücüyle herkesin elindeki parayı zorla alıp götürüp zengine veremezdin. Bunun “ enflasyonu kullanmak” gibi bir usulü ve tarzı var. Bu konuda, “Enflasyon Canavarı” nı temsilen Van Gölü Canavarı bile icat edildi. Faizciler ve rantçılar ve devlete borç para verenler, artık borç verdikleri devlete istediklerini yaptırabilirler ve ekonomiye yön verebilirlerdi. Tek istedikleri enflasyonu ve faizi yüksek tutmaktı. Ve bunu başardılar, al- sat yapan ve ördek müşteriye hitap eden esnaf da kazanıyor.
Bu konuda siyasi partilerimiz de, herhalde, bu rantçı ve faizcilerin ellerinde olduğu için, bu durumu kendileri için verimli bir zemin olarak bulduklarından, şimdi enflasyon altında ezilen ve alım gücü her gün düşen vatandaşları, önümüzdeki seçimde nasıl kandıracaklarına dair yeni projeler üretiyorlardır. İşte buna enflasyon ticareti denir. Geliri sabit ve düşük olanı, elinden geldiği hırpala, sonra onlar için, yeni bir umut ışığı olduğuna ikna et. Parti olarak hissedarı olduğun bankanın kazancından asla bahsetme. Halk, aklıyla oy vermez zaten ; her şeyi de göremez. Sen onların duygularına hitap edersen yine başarırsın.